yeniedebiyat.sitemynet.com
ali__ah_n_alsah.jpg

*
*

*


alsah_rilgaz_semp_056.jpg

MEHMET AYDIN

YAŞAMI- YAPITLARI- SEÇME ŞİİRLERİ- RIFAT ILGAZ İNCELEMESİ- HAKKINDA YAZILANLARDAN SEÇMELER
________________________________________________

MEHMET AYDIN

YAŞAMI- YAPITLARI- ÖDÜLLERİ
_____________________________________________________

YAŞAMI:
Şair ve Yazar. 1923 yılında Afyon'un Bayat Bucağı'nda doğdu. İlkokulu Bayat'ta, orta ve liseyi Afyon'da okudu. 1948'de Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Askerliğini Mot. Topçu Asteğmeni ve adli subay olarak yaptı.

Pazarören, Cılavuz, Pulur Köy Enstitüleri ve Çanakkale Oğretmen Okuluyla; Bursa Konya-Selçuk re Ankara Gazi Eğitim Enstitülerinde öğretmen ve yönetici olarak çalıştı. Bursa E ğitim Enstitüsü'nde bulunduğu sırada, görgü ve bilgisini artırmak amacıyla bir yıl Paris' te kalıp, üç yıl da Türk dili okutmani olarak Belgrad Üniversitesi'nde görev yaptı.

Eğitim enstitüleri yönetmeliği ile öğretim izlenceleri ve Temel Eğitim Yasası taslağının düzenleme yarkurullarında delege olarak bulundu. MEB'in görevlendirmesiyle Ortaöğretim Türkçe ve Edebiyat Oğretmenlerini Yetiştirme Kursları'nda öğretim görevlisi olarak çalıştı. Bir süre, eski Türk Dil Kurumu'nda Terim Kolu uzmanlığı yaptı. Türkçe'nin yazım ilkelerini saptama kurulunda üyelikte bulundu. 1980 yılında kendi isteğiyle öğretmenlikten emekliye ayrıldı.

Bu çalışmalar sürecinde Dil Derneği ve Ankara Edebiyatçılar Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı. 1962'de Türkiye Oğretmelıleri Milli Federasyonu Yönetim Kurulu'na seçildi. Türkıye Yazarlar Sendikası, Dil Derneği, Edebiyatçılar Dernneği, Sanat Kururnu, Dışişleri Türk Derneği, Türkiye Gaziler Vakfı, Sivil Emekliler Derneği, Kültür Bakanlığı Yayınlar Dairesi ve Hagem üyelikleri görevlerini üstlendi. Halen Bilkent Universitesi'nde Oğretim Görevlisi olarak çalışıyor. Evli ve üç çocuk babasıdır.

İlgi alanları şunlardır: Türk dili, şiir eğitim ve eleştiri.

YAPITLARI:
Özgürlüğe Açılan Eller (Şiirler, 1971), Halkın Soluğu (Şiirler, 1978), Işığın Kavgası (Şiirler, 1979), Yeryüzü Sancısı (Şiirler, 1985), Şiirsiz Kalmasın (Şiirler, 1985), Yürekte Yanan Dünya (Şiirler, 1988), Mavi Ter (Şiirler, 1992), Işıltılar (Şiirler, 1995), Derin Bir Aynadan (Şiirler, 1999), Bozkırı Aydınlatan Mavi, (Şiirlerinden Seçmeler, 2004).

Şairin İnceleme ve Araştırma (10), Dile İlişkin Kitap ve Sözlük (8), Ders Kitabı (2), Ortak Kitap (10) olmak üzere 30'u aşkın yapıtı daha bulunmaktadır.

ÖDÜLLERİ:
Özgürlüğe Açılan Eller (1970 TRT Büyük Ödülü)
Oluşum Dergisi Eleştiri Birincilik Ödülü,1980; Abdi İpekçi Deneme Yarışması Mansiyonu, 1989; Güneş Dergisi şiir Mansiyonu, 1991; Nasrettin Hoca Fıkra Derleme Mansiyonu, 1997; Ankara Valiliği Türk Eğitimine Hizmet Ödülü, 1998; Türk Folkloruna Hizmet Ödülü, 1998; TYS- Ankara Türk ve Edebiyatçılar Derneği Emeğe Saygı Ödülü, 2001

(Kaynak: Mehmet AYDIN, Bozkırı Aydınlatan Mavi, (Şiirlerinden Seçmeler, 2004), Diclem Sahaf Yayınları, s. 5-7)

hihsansonmez_sempozyum190.jpg

alsah_rilgaz_semp_050.jpg

rilgaz_semp_306.jpg

Bir Bozkır Mavisi

Emine M. Azboz

______________________________________________________

Mavi! Bozkır mavisi, çıplak toprakları aydınlatan! insanın içine ışık ışık akan. Uçsuz bucaksız çoraklar maviyle kucaklasın "Bozkırı Aydınlatan Mavi Diclem Sahaf Yayınları, 2004" ile Mehmet Aydın'ın şiirlerinde ülke gerçekleri.

Bir şiir seçkisidir Bozkırı Aydınlatan Mavi; bir bozkır güzellemesidir sanki: Derin Bir Ayna'dan bakan Mehmet Aydın, kıraçlarda Özgürlüğe Açılan Eller'i görür; Yeryüzü Sancısı saplanır göğsüne hançer misali; yanık topraklarda bir uçtan bir uca salınır Halkın Soluğu; Yürekte Yanan Dünya ile tutuşur ozan/ insan benliği; Yaşamın Akışına ürikler'e bırakır hüznünü sessizce, sevgili ışıltılar, yanık toprağın Mavi Ter'ini kurutur usulcacık şiirlerde!

Ozan/yazar Mehmet Aydın ulu bir çınardır edebiyatımızda; bir sevgi çınarıdır kollarını herkese dostça uzatan. Bir gönül adamıdır o, yüreğinin genişliğinde; bir toprak
adamıdır verimli ve üretken, ilerlemiş yaşına karşın durmaksızın üreten; şiirlerinde halkın soluğunu duyar okur. ırgatlık yapan miniklerin, özlemleri saplanıp kalır gözbebeklerine; kızıl güneş altında orakçı / çapacı kadınların mavi terleri damlar toprağa; boynu bükük yoksulların umutları erir bozkır buğusunda; yorgun gurbetçilerin memleket özlemi tüter mavinin enginliğinde; yersiz yurtsuzların umutları yeşerir çoraklarda; umarsız yaşamlarından nice umut sızar siyim siyim, gurbetçilerin memleket özlemi tüter mavinin enginliğinde; yersiz yurtsuzların umutları yeşerir çoraklarda; umarsız yaşamlarından nice umut sızar siyim siyim. Bir Cumhuriyet çınarıdır Mehmet Aydın; kendini yurduna ve insanına adamış; bilginin, erdemin, onurun, sevgisinin bayrağı dalgalanır benliğinde. Yılmaz bir savaşımcıdır o; bıkmadan usanmadan gericilikle, bağnazlıkla, bilinçsizlikle, aymazlıkla savaşmış; her türlü sömürüye ve baskıya içsel aydınlığı ile direnmiş; aydınlık bir dünya, güzel bir yurt ve mutlu insanlar için savaşan bu yazın işçisi, yapıtlarında "Sevgilerin üstüne basmayın!" diye haykırır var gücüyle; Aydın, sürgünlere ve acılara karşı direncini bilemiş gelecek güzel günler adına.

Şiirleri M. Aydındır, M. Aydın şiirleridir ve öğretmendir M. Aydın; yazdıklarında gizlenir kişiliği. Yapıtlarında çiçeğe durur arı duru
Türkçe. Kaynağı yaşam olan şiirleri salt imge değildir; düşünceleri ve duyguları, dil harmanında savrulur. İzlek / konu bolluğudur şiirlerini tatlandıran.Kin'in ve kötülük'ün insan yüreğine yük olduğunun bilinciyle, ölümle ve doğumla açılıp kapanan iki ayracın arası epey yüklüdür onda.

Aydın'da sevginin adı mavidir, bir sevgi çınarıdır o! Bozkır'ı aydınlatan mavinin ve edebiyatın içine oyulmuş bir anıttır, duyarlılığı ve coşkusuyla güzelleşen, dostluğa kök salan ve yüreklerde Aydınca yaşayan!

Datça, 29.9.2004
______________________________________________________
(Türk Dili Dergisi. Sayı: 106, Ocak- Şubat 2005)

alsah_rilgazsemp_bildirisunarken_maydin.jpg

RIFAT ILGAZIN ŞİİRİ'NE KISA BİR YOLCULUK / BİLDİRİ ÖZETİ

MEHMET AYDIN
______________________________________________________


Şair ve yazar Rıfat Ilgaz, 1940 toplumcu sanat kuşağının önde gelen sanatçılarındandır. Onun sanat yaşamı üç evreye ayrılır; 1- Birinci dönem şiirleri (1927-1940), 2-İkinci dönem şiirleri (1940-1960,3- Üçüncü dönem şiirleri ve yazarlığı (1960-1993). Ilgaz'in kitaplarının yayınlandığı dönemden önceki ilk şiirleriyle, kitaplaşmış şiirlerine yönelik ürünleri arasında epeyce ayrımlar görülür. 0, ilk şiirlerini genellikle dörtlükler ve üçlüklerle kurar. Belirsiz sevgili için sürekli düşlere başvurur. İçe dönük duygularını dışa yansıtır. Sevgilinin yüzünü solgun çiçeklere benzetir. Sık sık günün yorgunluklarını işler. Renklerin beslediği yumuşak çağrışımları dile getirir. Umutsuzluk ve üzüntülerini anılarıyla unutmaya çalışır. Anlamını henüz çözemediği ya da özüne inemediği gizleri eşeleme yoluna gider.

Öte yandan zamanın akışı içinde insanın kederler ve pişmanlıklar yumağıyla boğuşmasına değinir. Gerçekleşmemiş isteklerle ulaşılmamış özlemlerini açığa vurur. Kaskatı ve engebeli yaşama, birtakım değerler yüklemeye çalışır. Karmaşık yapılı şu bozbulanık dünyada kendisine bir iç ışığı aramaya koyulur. Kimi zaman gece, rüzgar ve anılar iç tedirginliğine neden olur. Kavramlarla doğayı kaynaştırma denemelerine girişir. Dizelerinde akan, devinen, ışıklar ve renklerin cümbüşünde içini yaralayan bir hüzün ve keder oluşur. Genelde şiirlerinin yapısında Parnasçı bir betimleme ağır basar.

Şair için kişiselleşmeyen sevgili, kendinden epey uzaktır. Aşk, onun beklentisinde duyarlıklarının odak noktasını belirler. 0, doğaya eğilirken onu tek yönlü olarak değil, çok yönlü bir bütünlük içinde de alır. Dağların, denizlere olan sınırsız özlemini dillendirir. Sıradan yaşantısının önüne, hiç yoktan engellerin çıkmasından yakınır. Güz duyarlıkları ve sıkıntılarıyla günün yorgunluklarını öne çıkarır. Yaşadığı kasabanın yosun kokan evleriyle, midye kokan çarşılarına yer verir. Bu dönemde dil, henüz karma bir yapıdadır. Yavaş yavaş yalın bir çizgiye doğru yükselir.

Rıfat Ilgaz, asıl sanat kişiliğini ikinci dönemdeki 1940 Toplumcu Kuşağı arasında kazanır. Yarenlik (1943) adlı ilk kitabında, artık kişisel kaygılardan kurtulup doğrudan topluma yönelmiştir. Şiir yapısını, üçlük ve dörtlüklerden kurtarıp daha geniş soluklu bir kuruluşa ulaştırmıştır. Bu dönemde halkın sorunlarını, 2. Dünya Savaşı'nın yıkımlarını, emperyalizm ve faşizmin büyük tehlikelerini ele almıştır. Her türlü emekçiye, yüreğinin bütün kapılarını ardına dek açar. İşlerine erken koşmak zorunda kalan işçilere, uykuya doymaları için kendi uykularını bağışlar. Kış yaklaşırken, parasız pulsuz yaşamak zorunda olanların acılarını paylaşır. Emekçilerin; alacakaranlıkta işyerine koşmaları yanında akşamları evlerine yorgun dönmelerini vurgularken, nafakalarının satıldığının bilincini öne çıkarır.

Rıfat 1lgaz'ın daha çok öyküsel şiirlerini içeren Yarenlik adlı kitabında "Alişim" şiiri, en seçme parçalardan biridir. Orada belirtildiğine göre sağlık önlemleri alınmamış bir fabrikada işçi olan Zileli ayaklarını, Ali ise bir kolunu makineye kaptırırlar. Ne ki, onların raporlan ihmalden yazılır Her ikisi de güvencesiz olarak işten çıkarılıp köylerine döndüklerinde, çevrelerinde daha acıklı durumlarla karşılaşırlar. Bir yerde o, cami avlusunda yatıp kalkan bir insanın cenazesindeki ilgisizlik ve yalnızlığa değinir.

Sanatçı, toplumun dar gelirli olan her kesimini ele alır. Aile bireylerinden, gömüt taşından başka bir dikili çöpü bile bulunmayan babasından, sokak başlarındaki boyacılardan, alanlardaki asılanlardan, tramvay biletçisinin yorgunluğundan ve boşta gezenlerden söz eder. Terhis olup memleketine gidecek bir askerin, bit pazarından bir sivil giysi bulabilme kaygılarından, üç çocuklu bir kadının geçim derdi için kocasından saklı karanlık işlere bulaşmasından, emekli kahvelerindeki umutsuzluk görüntülerinden ve kula kül olmadan dem vurur.

0, İstanbul semtlerinin farklı özelliklerini sergiler. İşsizlik yüzünden parklarda, cami avlularında, izbe kahvelerde vakit öldüren insanların sıkıntılarına ortak olur. Salt kendi dertleri yetmiyormuş gibi konunun komşunun dertleriyle de ilgilenip bu yüzden onun ağzının tadı bile bozulur. Bir ara sanatoryum dekoruna değinerek, orasını bir kurtuluş ocağı kabul eder.

Sınıf (1944) adlı yapıtta daha çok eğitime ve işsizliğe ağırlık verilir, Burada her şiir, gene öyküsel bir kurguyla yansıtılır. Dışarıda çalışarak ailelerine yardım eden açlık sınırındaki okul çocuklarının, okulla ilişkilerini, en çarpıcı yönleriyle ele alır: "Yoklama defterinden öğrendim sizi / benim haylaz çocuklarım! / çoğunuz semtine uğramaz oldu okulun / Palto, ayakkabı yüzünden / kiminiz limon satar Balıkpazarı'nda (Sınıf s.65)" diye seslenir. İlginç yaşam sahneleriyle insan emeğinin kolayca yok oluş olayları gündeme getirilir. 0, bir eğitimci olarak bu tip öğrencilere karşı hırpalayıcı değil, bağışlayıcı bir tavır takınır. Bu konuda asıl utanmanın büyüklere düşeceğini belirtir. Öğrencilerin özel yaşantılarının dikkate almayan kırıcı ve sövgücü öğretmenleri kıyasıya eleştirir.

Ilgaz; toplumdan kopmuş, eğitim olanağı bulamamış sokak çocuklarının sorunlarına ortak olur. Şaire göre onların yüzleri ancak, kısa süreli olarak sünnet ve mahalle düğünlerinde güler. Hiçbirinin giyimde kuşamda gözleri yoktur. Tek kaygılan ayakta kalabilmektir, Onlar, "Giyinmek bizim için değil...! Bütün zorumuz boğazdan (s.75)" diye haykırırlar. Ayrıca sanatçı, bir örgenleri sakat olan dilencilerle, ekmeğini çöp tenekelerinde arayan sahipsiz insanlara dikkatleri çekmek ister. Yoksul delikanlıların birbirleri arasındaki dayanışma ruhu ile sıcak ve çıkarsız dostlukları övgüler. 2. Dünya Savaşı yıllarında denetimsiz ve bayat besinlerin kimi insanları hastanelere düşürmesine değinir.

Bir başka açıdan o. toplumun çelişkilerini belirtmek için İstanbul'daki görkemli doğum günleri törenlerini. süslü salonlardaki poker partilerini ve ünlü mağazalarla terzileri gündeme getirir. Kolay para kazanan açıkgözleri inceden inceye alaya alır. Kent zenginlerinin yetim ya da sahipsiz köy kızlarını boğazı tokluğuna besleme olarak evlerine alıp onların her türlü işlerde kullanıldıklarını eleştirir.

Yaşadıkça (1948) adlı üçüncü kitapta, 2. Dünya Savaşı'nın halk üzerinde açtığı derin yaralar ağır basar. Rüşvet ve karaborsa alabildiğine yaygınlaşmıştır. Gaz ve ekmek karnesi sıkıntıları, dar gelirlilerin gözlerinde dağ gibi büyür. Savaş sürecinde ekmeğe kül karıştıran fırıncının dillere düşmesi vurgulanır. Doğum için tek yatağa yatırılmış bakımsız işçi kadınların görüntüleri sergilenir. Yasakçılığın hemen her alandaki sıkıcılığı vurgulanır. Şair, hastalıkların ülkede kol gezmesinden söz eder: "Sıtmadan, frengiden, veremden / Ecelden önce yakamızda / İğne iplik oldu hastamız / Veremlinin ekmeği [ ekmeği, süpürge dansı / Köyümüzün yarısı, heyim / Verem sarısı (s.1 87)" der.

0; insanı hiçe sayanların emrinde olmayı, acıların en dayanılmazı kabul eder. Kitapların suç ortağı sayılmasına, Tevfik Fikret'in belirttiği aynı "sis"in ülkemizin üzerinden hiç kalkmamasına, birçok usta kalemin hep ısmarlama yazılar yazmasına isyan eder. Devam (1953) adlı kitabında şiirlerinden bir bölüğünün kuruluşunu, daha kısa yapıda tutmaya başlar. Öyküsellik yerine bundan böyle düşünce öğesiyle ruhsal ilişkilere daha ağırlık verme yolunu tutar. T. Fikret'e, A. Kadir'e, S. Faik'e, M. Uykusuz'a, F. Onger'e, Melih Cevdet'e, Şükran Kurdakul'a, Sabri Soran'a, 0. Kemal'e ve Yaşar Kemal'e göndermeler yapar.

Ayrıca işsizliğin insan ruhunda açtığı derin yaralara değinir: "Kara sevda gibidir işsizlik / Çeken bilir!" der. Politika ve yazın dünyasında "fikir" diye ortaya sürülenlerin, hava cıva içerikli olduğunu söyler: "Fikir fikir karınca duası... / Fikir fikir minare gölgesi... (s.166)" çizgisindedir. Böylece ona göre halk, derin bir uykuya yöneltilip söz özgürlüğü, saz özgürlüğüne dönüşmüştür.

Bir de o, film oyuncusu yapacağız diye kandırılan genç işçi kızlarının acıklı sonlarına değinip, sosyal haklardan yoksun bırakılan insanların durumlarını ele alır: "Niçin omuzların böyle düşük, / Önünden mi geçmedin okulun, / İşte geldin gidiyorsun, / Çalış çalış sonu yok. (s. 17O)" diye yakınır. Öte yandan yoksul evlerin dekorunu çizer: "Ev mi ev, / Oda mı oda, / Ne raflarda kap kacak / Ne duvarlarda ayna... / Nerden baksan iki minder. / Masayı eskiciler götürdü, kilimse çıktı mezada (s. 178) gibi tabloya yer verir.

Ilgaz, yalnız insanların sorunlarına değil. yük altında ezilen hayvanların durumlarına da eğilir. Karabiber dediği eşeği köylüyle eşdeğer tutup onun köyden İstanbul'a getirilişiyle oradaki serüvenini sayıp döker. Bu arada İstanbul'un sokak sahnelerine de değinir. Çıraklık olgusuyla, Karabiber izleğini özellikle "Üsküdar'da Sabah Oldu" (1954) adlı kitabında işlemiştir. Şair, gündelik ekmeğini sağlayabilmek için, küçük yaşta çırak olan çocukların çekilerine ortak olur: "Yusuf körüğüıı başında / Eli yüzü kir içinde, / Alt tarafı çırak. / Bir sıkımlık canı var, / 0 da burnun ucunda / Ha çıktı, ha çıkacak (s. l 93)"

Rıfat Ilgaz, 1960'dan sonraki sanat döneminde kendisini şiirden çok romana yöneltmişse de, şiir çalışmalarından da büsbütün kopmamıştır. Nitekim, bu üçüncü döneminde altı şiir kitabı daha yayımlanmıştır. "Soluk Soluğa" (1962) adlı yapıtında, daha çok kendisini ve aşkını odak alır. Hasta yatarken ona leylak getiren bir sevgiliden dem vurur: "Leylak getiriyorsun bana güneşli bir gün / Leylak leylak bakıyorsun gözlerimin içine / Ölümsüz bir mevsim oluyorsun (s. 231) der. "Karakılçık'ta (1969), halkının yanında olmayan bilinçsiz aydınları adeta topa tutar: "Kaldır başını kan uykulardan / Böyle yürek böyle atar damar / Atmaz olsun / Ses ol ışık ol yumruk ol (s.242)" diye haykırır.

O, Uzak Değil (1971 )"de, geleceğe güvenini belirtir. "Güvercinim Uyur mu? (l974)"da; köpekliğin, köleliğin zincir şakırtısına kafa tutup, teslimiyetçiliği yerin dibine batırır. Cami avlusundaki sömürgen, lapacı güvercinler yerine tunç gagalı, pençesine güvenen güvercinleri yeğler. "Kulağımız Kirişte" (1983) adlı kitabında, yüzüne gülenlere asla güler yüz göstermez. Yokluğa, yoksunluğa karşın yaşama direncini hiçbir zaman yitirmez. "Ocak Katırı Alagöz (1987)"de, çocuklara ve gençlere güzel Türkçemiz'in geliştirilmesini, türkülerin, ağıtların ve ninnilerin öğrenilmesini öngörür. Yasakçılığın sözlüklerden bile çıkarılmasını ister. Şair, kendi çocukluğunu yedi denizin selintisi olarak niteler. En son şiirini de şöyle yazmıştır: "Elim birine değsin / lsıtayım üşüdüyse / Boşa gitmesin son sıcaklığım (s. 335) Böylece o, ölürken bile bir başkasına yardım elini uzatacağını belirtmektedir.

Rıfat Ilgaz, alt katmanlardaki insanlarımızın her türlü sorunlarına el atmayı kendisine büyük bir görev saymıştır.Bunları da yalın bir dile bağlı kalarak, sanatla gün ışığına çıkarmaya çalışmıştır. Ona göre şairin halkına karşı büyük sorumlulukları vardır. Çünkü o, çağının yeni gerçeklerini yansıtır. Sanatla halk arasında sağlıklı bir uyum oluşturur. Şairin toplumu değiştirmesi yanında, kendisini de değiştirmesi gerekir. Bu arada dil de halkın beğenilen içinde sayılıp, değişken bir gerçeğe dayalı olmalıdır. Salt biçimcilik, soyut bir teknikçilik demektir. Şiirde ve yazında, her zaman yeni özlerle yeni biçimler ortaya konmalıdır.
Ayrıca Ilgaz; kavgada, özgürlük ve yaşamın savunulmasında şiiri, vurucu bir savut (silah) olarak kullanır.
______________________________________________________
Bilkent Üniversitesi Oğretim Görevlisi

alsah_rilgaz_semp_134.jpg

rilgaz_semp_060.jpg

rilgaz_semp_123.jpg

alsah_rilgaz_semp_033.jpg

mehmetaydin_ozgurlugeacilaneller_ilkbasim_onkapak_k.jpg

GÜNLÜKTEN YAPRAKLAR

ALİ ŞAHİN / anı

___________________________________________________________

2006-05-20 Şair Mehmet Aydın... Adını ilk kez 1970'te bir ödül nedeniyle duymuştum. Ama asıl tanımam Gazi'deki öğrencilik yıllarımda oldu. Benim için o bir öğretmendi Gazi Eğitim Enstitüsü'nde bıçak sırtında öğrencilik yıllarımızda... Yıl 1975-78. Yılda bir buçuk ay giderdik, Beşevler'den Gazi'ye; dönem zor bir dönemdi, Her katın, her dersliğin bir "reis"i vardı. Benim bir şansım da bizim sınıfın "reis"inin Çorum İlköğretmen Okulu'ndan bir sınıf altımızdan olması oldu. Abi dediği bana kardeşlik yaptı o dönemlerde... Yoksa bizim gibi düşünenlerin, bir de örgütlü öğretmenlerin oralarda barınması oldukça zordu. Gün geçmiyor ki küçüklü büyüklü bir olay baş göstermesin. Üç yıl içinde ben ve arkadaşlarım Gazi kantinine girip bir çay bile içememiştik. Rahat bırakmaz, dirlik vermezlerdi; kuşatma altında bazı günler okulda yakalamışlarsa bir yerlerde bir törenlere, bir protestoya götürürlerdi. O gün oradan kaçmaya kalksan yakalanırsan okul yaşamının sonu olurdu en azından. Sınıfa biri girer önden "dergi" dedikleri(!) bir şeyleri dağıtır, biri de ardından gelir toplardı paralarını; birileri de kapıda nöbette... "Almamak mümkün mü sevip de seni!..."

1976 Yazı bir anımı hiç unutmam. ilk derslerden birinde öğretmenin biri yoklama yapıyor: "Bekir Koçak...", "Mahmut Türkkan..." dedi Hoca... "Burada" dediler.. hem var-yok çetelesi hem tanışma... Biri Yozgat, biri Nevşehir- Ürgüp dedi. O an aklıma o sıralarda örgütlü öğretmenin savaşımını anlatan "Güneşin Katli"ni yazan Mehmet Türkkan geldi hemen. Öyle ya o da oralı. Usulca arkama döndüm ikimizin duyabileceği bir sesle: "Sen Mehmet Türkkan'ın nesi oluyorsun?"diye sordum direkt, çünkü kitabın arkasındaki resimle arkadaşın siması arasında da bir benzerlik ssezmiştim. Yüzüme baktı ve "Hiiiç!... " dedi, "O da kim ki?" diye kestirip attı. Sonra teneffüste yanıma geldi ve ne düşündüyse hakkımda nasıl bir izlenim edindiyse, "Sen Mehmet Türkkan'ı nereden tanıyorsun ki? O benim abim olur." dedi. Daha sonra O'nunla ve sıra arkadaşı Bekir Koçak (*) ile o kadar yakın bir dost olduk ki, sormayın... (Sonra o iki çelişkili durumla ilgili sorduğumda Mahmut, bu arkadaş bizden olmasa, Reha Oğuz Türkkan'ı sorardı demek ki abimi sorduğuna, O'nu tanıdığına göre zarar gelmeyecek biri diye akıl yürüttüğünü söyledi bana. Kader, sonra da Mehmet Türkkan, bizim Muharrem Uğurlu ile Gazi'nin yönetiminde görev aldılar 78'lerde.)

İlk iki yıl zorun zoru bir dönemden geçtik; üçüncü yıl MC yıkıldı da bir nebze olsun soluk alabildik, bir de bizi Yenimahalle'de Mustafa Kemal Lisesi'ne verdiler son yıl. Çevre olarak da rahattı. Derslerde kışkırtan hocalara, Cumhuriyet gazetesine dahi Bab-ı Ali'nin Pravda"sı diyenlere yüreğin varsa karşı çık. Hemen ders çıkışı yolun çevrilir, parçalarını toplayabilirsen en mutlu sensin!... Mehmet Aydınlar'ın da durumu bizden farklı değildi ve yapabilecekleri bir şey de yoktu ellerinden gelen, ancak bizi temkinli konuşmaya, sükunete davet ederlerdi. Hiç olmazsa onlar ders işlerlerdi, politikasız propagandasız, kışkırtmasız... Hoca, 1970 TRT Büyük Ödülünü alan kitabı "Özgürlüğe Açılan Eller"i imzalayıp getirmişti bize. Mutlu olmuştuk.

Nereden nereye, Çınar Yayınları'ndan Kadir İncesu bana e-maille "Rıfat Ilgaz Sempozyumu Programı"nı gönderdiğinde, "Rıfat Ilgaz Arşivi"me duyuru olarak koyarken de bir yandan okuyordum bildiri sahiplerini, O arada heyecanla gördüm Mehmet Aydın Hocamın da bir bildiri ile sempozyuma katılacağını. İkinci gün 2. salonda "Rıfat Ilgaz ve Eğitim" konulu 4. oturumda başkanlık yapacaktı. Bir de 3. gün "Rıfat Ilgaz'ın Şiiri" konulu 2. salondaki 1. oturumda, "Rıfat Ilgaz'ın Şiirine Kısa Bir Yolculuk" başlıklı bildirisini sunacaktı. Demek 26 yıl sonra hocamla karşılaşacaktım, kısa dönem öğrencisi olduğumuzdan tanıması olası değildi herhalde. İlk gün öğleden sonra karşılaştık, yanında eşi Muzaffer Hanım da vardı. "Hocam, ben Gazi'nin Mektupla Öğretm/ Telgrafla Sınavcı öğrencilerinden... " diye kısaca kendimden söz ederek tanıştık, çok mutlu olduğunu sezdim -ki, hareketleri ve eşi hanımefendiye tanıtmasından da belli oluyordu bu- , nihayet Kastamonu ziyaretinde de bir öğrencisi çıkmıştı. Hal hatır, hoşbeşten sonra zil çaldı ve ayrıldık. 3 gün süresince zaman zaman kısa kısa sohbetlerimiz oldu, Taşköprü'ye davetimin pek uygulanma olasılığı yoktu, cumartesi de Cide gezisi olacaktı; hafta başında da hocamın hem dersi olması, hem de Gazi'nin bilmem kaçıncı yılı kutlamaları olması buna olanak tanımadı.

1971'den bu yana 10 şiir kitabını çıkarmıştı Mehmet Aydın. Ve 10. kitap ilk 9 kitabından seçtiği şiirlerini kapsıyordu. Sağ olsun imzalayıp getirmiş ertesi gün. Bu arada ben de netten bir şeyler araştırmaya çalıştım o gece ama pek sağlıklı bilgiye ulaşamadım, daha önce de bir vesile ile bakmış bulamamış hatta ilk kitabından bir şeyler yayımlamak için kitabı çalışma masama getirmiş ve okumuştum yeniden.

Özgürlüğe Açılan Eller (Şiirler, 1971), Halkın Soluğu (Şiirler, 1978), Işığın Kavgası (Şiirler, 1979), Yeryüzü Sancısı (Şiirler, 1985), Şiirsiz Kalmasın (Şiirler, 1985), Yürekte Yanan Dünya (Şiirler, 1988), Mavi Ter (Şiirler, 1992), Işıltılar (Şiirler, 1995), Derin Bir Aynadan (Şiirler, 1999), Bozkırı Aydınlatan Mavi, (Şiirlerinden Seçmeler, 2004).

Şairin İnceleme ve Araştırma (10), Dile İlişkin Kitap ve Sözlük (8), Ders Kitabı (2), Ortak Kitap (10) olmak üzere 30'u aşkın yapıtı daha bulunmaktadır. 1987'de O'nun Hasan Hüseyin Korkmazgil (Yaşamı, Sanatı)inceleme-araştırması geçmiş elime büyük bir zevkle okumuştum kısa sürede... Kitabı da daha sonra 2000'de çalıştığım bir ilçede bir arkadaşın o zamanlar çok kitap okuyan kızına vermiştim elimdeki tüm "Hasan Hüseyin ve Nazım Hikmet Külliyatı" ile birlikte...

Sempozyum aralarında ve akşamları okudum kimi şiirlerini atlaya atlaya, sonradan daha titiz olarak okumak üzere. Sonra arka kapak yazısını:

"Toprak ve gönül adamı Mehmet Aydın, şiirlerinde ırgatlık yapan körpecik çocukların, orakçı, çapacı kadınların, boynu bükük yoksulların, yorgun gurbetçilerin, yersizlerin, yurtsuzların, umarsızların yaşamlarından bize umut dolu dizeler devşirmiştir.

O kendini boylu boyunca yurduna ve insanlığa adamış; hep bilginin, erdemin, onurun, sevginin bayrağını dalgalandırmıştır. Yaşamı boyunca gericiliğe, bağnazlığa, bilinçsizliğe, aymazlığa,ayrımcılığa , sömürüye ve baskıya karşı aydınlık bir dünya için savaşmış: "sevgilerin üstüne basmayın!.. diye haykırmıştır" diyordu Attila Aşut arka kapak yazısında Mehmet Aydın şiiri için..

(...)
______________________________________________________
(*) Bekir KOÇAK: Yozgat 1946 doğumlu. Şair. 1978'de Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü bitirdi. O dönemin zor öğrencilik yıllarında şiirlerinde "Savaş CANOĞUL" adını kullandı. Özgürlüğün Elleri (Şiirler, 1975), Gizemi Temmuzda Saklı (Şiirler, 2000) adlı iki şiir kitabı var.

(Alkım Sanat, 24.05.2006)

alsah_020.jpg

"O YILLAR"DAN SİYAH- BEYAZ BİR ANI:

Ankara Gazi Eğitim Enstütüsü yıllarımız... 1975-76 Soldan Sağa: Bahar Yıldırım, Keriman Bağrıyanık, Mevlut Kural, Selçuk Dulkadıroğlu, Ali Şahin, Selahattin Güzel, Hikmet Terzioğlu, Nilgün İncesu (Sözen), Bekir Koçak ve Mahmut Türkkan Gençlik Parkında Semaver keyfi yaparken...

AYRINTILAR İÇİN FOTOĞRAFA TIKLAYINIZ...

rilgaz_semp_187.jpg

rilgaz_semp_181.jpg

rilgaz_semp_182.jpg

rilgaz_semp_183.jpg

rilgaz_semp_184.jpg

rilgaz_semp_185.jpg

rilgaz_semp_186.jpg

kardelen1.jpg

mehmetaydin_ozgurlugeacilaneller_ilkbasim_arkakapak_k.jpg

EMEKÇİ KADIN
(8 MART KADINLAR GÜNÜ İÇİN)

Doğrulttu belini dayanıp toprağa
Çağların yükünü taşıdı güne
Gözyaşıyla yoğruldu ekmeği
Aşkını ve açlığını gömdü içine
Hep beklentilerini höldü zaman

Gerçekler önünü kesti düşlerinin
Elleriyle gözleri büyüdü kocaman
Yitti geçmiş yitti gelecek
Karıştı gecesiyle gündüzü çoğu kez
Acılaştı yüreğinde çocuklarının sevinci

Gün oldu suskunluğa/gün oldu isyana yöneldi
Yorgunluk çöktü erkenden bedenine
Sesinin yankıları çarptı yıllara
Paslı aynalar sordu gizliden gizliye
Hangi türkülerle şarkıların çizgisi
Kazılıdır diye yüzüne

Mehmet AYDIN
(Bozkırı Aydınlatan Mavi, 2004, s. 142)

OKUDUM

Dışarıda gök gürültüsü
Uzandım pencereden
Doğayı okudum

Duvarda kadın tablosu
Süt beyaz
Tuttum çıplaklığını okudum

Pusette uyumuş bir bebek
Tertemiz sular gibi
Eğildim tazeliğini okudum

Bahçede badem çiçekleri
Kokular saçıyor havaya
Odama sinen baharı okudum

Şarkılar geliyor kırık ve yanık
İnsanın içine işleyen
Çırpınan ezgileri okudum

Bulutlar birden yere sarktı
Sokakta adımlar sıklaştı
Koşuşan adını okudum

Yarım kalmıştı kitabım
Aklım sıkışık rafa takıldı
Kavrayıp sıkıca onun/ışıltılarını okudum

Mehmet AYDIN
(Bozkırı Aydınlatan Mavi, 2004, s. 143)

ERKENDEN BÜYÜMÜŞ ÇOCUKLAR

Ankara pazarları cıvıl cıvıl
Çocuklar doldurmuş daracık ara yolları
Gözünün içini kolluyorlar insanın
Koca koca küfelerin altında ezik
İki yana sarkıyor körpecik kolları

Dimdik başını güç taşıyor kuru bir gövde
Kapandıkça iri gözleri sicim gibi terden
İkide bir sakınır kendini dönüp dönüp
Vızır vızır geçen taksilerden

Sıcak ekmeklerin kokusu yayılır burnuna
Akşama evde bekleşirken kardeş bacı
Uzak bir anıdır oyunlar yeşillikler
Yanar bedeni ve yüreği katran acı

Taşıdıklarını süzdükçe tok gözlerle
Dile gelmez aradaki yaşamın hesabı
Sendeleyip fırladı ayağından yırtık pabuç
Düştü hışırtıyla yere cebinden ders kitabı

Mehmet AYDIN
(Halkın Soluğu'ndan-1978/ BAM, s. 29)

JURNALCİNİN PORTRESİ

Kaldırsan eli vardır binbir kötülükte her taşı
Jurnalci kirli alaca rengiyle dolaşır aramızda
Soluğu bastığı yerler bakışları küf kokar
Sinmeyle gizlenerek sürünerek yol alır
Duvarların kulağı kapıların gizli mandalıdır o
Kıvrılıp bükülür erdemin aydınlık eşiğinde
Yapışkan sulu sırıtık yüzsüz
Taşır yeşil ağusunu beyninde bedeninde
Kanayan yiğit ve acılı yüreklere saplar tırnaklarını
Hep çürüklerde boy verip gelişir
Karanlıklardır yoldaşı
Her yerde başköşede her dönemin adamı
Kimi çıplak bir uyuz kimi para babası
Kara kışın ayak sesleridir zulme bayrak açan
Gönlü yüce kişilerden getirip götürdükleri
Acımak tiksinmek neye yarar
Günlük kokusu mu saçarlar nedir
Umulmadık yerde karşınıza çıkan
Hepsi de insanlığın yüzkarası

Mehmet AYDIN
(Halkın Soluğu'ndan-1978/ BAM, s. 28)

KADINLARIMIZ

Gençliği bir kır çiçeği gibi
Çabucak uçup gitti elinden
Ne kız olduğunu bilebildin
Ne de gelin
Saz damlı kerpiç evi
Işıksız Ildırsız
Köle oldular kız kızan
İşlerine ellerin

Gecesini gündüzüne kattı
Düze çıkma yarışında
Yakınmasız geçti günleri
Büküp ömrünün ipliğini
Eritti tarlada harmanda
Değişmedi yazgısı gene de
Çevirdi hep
Katı yüzünü ona zaman

El ayak çekilince
Akşamları köyünde
Buruk bir ıssızlık çöker
Yaralı yüreğine
Koca yolu oğul yolu bekler
Gurbet ellerde çürüyen

Korkular oturur da kalkmaz
Kimi zaman göz bebeklerine

Yokluklar gizli dertler
Türlü sayrılıklar kemirir içlerini
Onlar ki özlemlerine ortak olamadığımız

Bizim kadınlarımız
Yuvak taşlarınca acılarını
Yüreklerine akıtan
Hepsi de anamız
Can yoldaşımız bacılarımız

Bir güneş gibi yanıp
Parlaması için dorukta
Çağlara hükmederek
Yaysın diye sorusunu
Erciyes'e dikmek geçer içimden
Anadolu kadınının
Altın yontusunu

Mehmet AYDIN
(Yürekte Yanan Dünya'dan, Şiirler,1988/ Bozkırı Aydınlatan Mavi (BAM), s. 76-77)

alsah_rilgazsemp_maydin 01.jpg

AĞRILI SEVİ

Dört yanım ıpıssız şimdi sensiz
Dön, baharlar açtı yine
Bütünlüğü tam ortasından bölüşürdük
Sarı saçların top top düşerdi yüzüne

Yeniden yaratmak için seni
Dağıtır parçalardım gündüz gece
Işıklı, diri, kütür kütürdü sevimiz
Acunu kaplardı bir boydan bir boya sevincimiz

Ölgündü çevrem sensiz, yoktu yaşamın tadı
Bir güler, bir ağlar oldum şimdi
İşte geldin, anılanım çiçeklendi, tutuştu
Bir öptüm ince yüzün allandı. çatırdadı

Çekip çekip saçlarını. doladım koluma
Düşüverdi yavaşça iri avuçlarıma başın
Bakışların oyy bir vurdu bir diriltti beni
Deli borana döndüm yoluna
Gözlerinin denizinde yitirdim kendimi

Ellerim yine yüzünü aradı karanlıklarda
Üşüyorsun sokul, biraz daha sokul yanıma
Göğsüm sarıp, gümbür gümbür dövsün seni
Gitme gel, soluklarımın sıcaklığını unutma

Mehmet AYDIN
(Özgürlüğe Açılan Eller (Şiirler, 1971, s.31-32/ BAM, s. 11)

alsah_rilgazsemp_muzafferaydin.jpg

alsah_maydin_bozkiriaydinlatanmavi__on.jpg

MEHMET AYDIN

YAŞAMI- YAPITLARI- SEÇME ŞİİRLERİ- RIFAT ILGAZ İNCELEMESİ- HAKKINDA YAZILANLARDAN SEÇMELER

GÜNLÜKTEN YAPRAKLAR / ANI

ALİ ŞAHİN

RIFAT ILGAZIN ŞİİRİ'NE KISA BİR YOLCULUK / BİLDİRİ ÖZETİ

MEHMET AYDIN

BİR BOZKIR MAVİSİ / KİTAP

EMİNE M. AZBOZ

MEHMET AYDIN'IN "ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER"DEN SEÇİLMİŞ ŞİİRLER

OKUDUM

Dışarıda gök gürültüsü
Uzandım pencereden
Doğayı okudum

Duvarda kadın tablosu
Süt beyaz
Tuttum çıplaklığını okudum

Pusette uyumuş bir bebek
Tertemiz sular gibi
Eğildim tazeliğini okudum

Bahçede badem çiçekleri
Kokular saçıyor havaya
Odama sinen baharı okudum

Şarkılar geliyor kırık ve yanık
İnsanın içine işleyen
Çırpınan ezgileri okudum

Bulutlar birden yere sarktı
Sokakta adımlar sıklaştı
Koşuşan adını okudum

Yarım kalmıştı kitabım
Aklım sıkışık rafa takıldı
Kavrayıp sıkıca onun/ışıltılarını okudum

Mehmet AYDIN
(Bozkırı Aydınlatan Mavi, 2004, s. 143)

EMEKÇİ KADIN
(8 MART KADINLAR GÜNÜ İÇİN)

Doğrulttu belini dayanıp toprağa
Çağların yükünü taşıdı güne
Gözyaşıyla yoğruldu ekmeği
Aşkını ve açlığını gömdü içine
Hep beklentilerini höldü zaman

Gerçekler önünü kesti düşlerinin
Elleriyle gözleri büyüdü kocaman
Yitti geçmiş yitti gelecek
Karıştı gecesiyle gündüzü çoğu kez
Acılaştı yüreğinde çocuklarının sevinci

Gün oldu suskunluğa/gün oldu isyana yöneldi
Yorgunluk çöktü erkenden bedenine
Sesinin yankıları çarptı yıllara
Paslı aynalar sordu gizliden gizliye
Hangi türkülerle şarkıların çizgisi
Kazılıdır diye yüzüne

Mehmet AYDIN
(Bozkırı Aydınlatan Mavi, 2004, s. 142)

KADINLARIMIZ

Gençliği bir kır çiçeği gibi
Çabucak uçup gitti elinden
Ne kız olduğunu bilebildin
Ne de gelin
Saz damlı kerpiç evi
Işıksız Ildırsız
Köle oldular kız kızan
İşlerine ellerin

Gecesini gündüzüne kattı
Düze çıkma yarışında
Yakınmasız geçti günleri
Büküp ömrünün ipliğini
Eritti tarlada harmanda
Değişmedi yazgısı gene de
Çevirdi hep
Katı yüzünü ona zaman

El ayak çekilince
Akşamları köyünde
Buruk bir ıssızlık çöker
Yaralı yüreğine
Koca yolu oğul yolu bekler
Gurbet ellerde çürüyen

Korkular oturur da kalkmaz
Kimi zaman göz bebeklerine

Yokluklar gizli dertler
Türlü sayrılıklar kemirir içlerini
Onlar ki özlemlerine ortak olamadığımız

Bizim kadınlarımız
Yuvak taşlarınca acılarını
Yüreklerine akıtan
Hepsi de anamız
Can yoldaşımız bacılarımız

Bir güneş gibi yanıp
Parlaması için dorukta
Çağlara hükmederek
Yaysın diye sorusunu
Erciyes'e dikmek geçer içimden
Anadolu kadınının
Altın yontusunu

Mehmet AYDIN
(Yürekte Yanan Dünya'dan, Şiirler,1988/ Bozkırı Aydınlatan Mavi (BAM), s. 76-77)

ERKENDEN BÜYÜMÜŞ ÇOCUKLAR

Ankara pazarları cıvıl cıvıl
Çocuklar doldurmuş daracık ara yolları
Gözünün içini kolluyorlar insanın
Koca koca küfelerin altında ezik
İki yana sarkıyor körpecik kolları

Dimdik başını güç taşıyor kuru bir gövde
Kapandıkça iri gözleri sicim gibi terden
İkide bir sakınır kendini dönüp dönüp
Vızır vızır geçen taksilerden

Sıcak ekmeklerin kokusu yayılır burnuna
Akşama evde bekleşirken kardeş bacı
Uzak bir anıdır oyunlar yeşillikler
Yanar bedeni ve yüreği katran acı

Taşıdıklarını süzdükçe tok gözlerle
Dile gelmez aradaki yaşamın hesabı
Sendeleyip fırladı ayağından yırtık pabuç
Düştü hışırtıyla yere cebinden ders kitabı

Mehmet AYDIN
(Halkın Soluğu'ndan-1978/ BAM, s. 29)

JURNALCİNİN PORTRESİ

Kaldırsan eli vardır binbir kötülükte her taşı
Jurnalci kirli alaca rengiyle dolaşır aramızda
Soluğu bastığı yerler bakışları küf kokar
Sinmeyle gizlenerek sürünerek yol alır
Duvarların kulağı kapıların gizli mandalıdır o
Kıvrılıp bükülür erdemin aydınlık eşiğinde
Yapışkan sulu sırıtık yüzsüz
Taşır yeşil ağusunu beyninde bedeninde
Kanayan yiğit ve acılı yüreklere saplar tırnaklarını
Hep çürüklerde boy verip gelişir
Karanlıklardır yoldaşı
Her yerde başköşede her dönemin adamı
Kimi çıplak bir uyuz kimi para babası
Kara kışın ayak sesleridir zulme bayrak açan
Gönlü yüce kişilerden getirip götürdükleri
Acımak tiksinmek neye yarar
Günlük kokusu mu saçarlar nedir
Umulmadık yerde karşınıza çıkan
Hepsi de insanlığın yüzkarası

Mehmet AYDIN
(Halkın Soluğu'ndan-1978/ BAM, s. 28)

AĞRILI SEVİ

Dört yanım ıpıssız şimdi sensiz
Dön, baharlar açtı yine
Bütünlüğü tam ortasından bölüşürdük
Sarı saçların top top düşerdi yüzüne

Yeniden yaratmak için seni
Dağıtır parçalardım gündüz gece
Işıklı, diri, kütür kütürdü sevimiz
Acunu kaplardı bir boydan bir boya sevincimiz

Ölgündü çevrem sensiz, yoktu yaşamın tadı
Bir güler, bir ağlar oldum şimdi
İşte geldin, anılanım çiçeklendi, tutuştu
Bir öptüm ince yüzün allandı. çatırdadı

Çekip çekip saçlarını. doladım koluma
Düşüverdi yavaşça iri avuçlarıma başın
Bakışların oyy bir vurdu bir diriltti beni
Deli borana döndüm yoluna
Gözlerinin denizinde yitirdim kendimi

Ellerim yine yüzünü aradı karanlıklarda
Üşüyorsun sokul, biraz daha sokul yanıma
Göğsüm sarıp, gümbür gümbür dövsün seni
Gitme gel, soluklarımın sıcaklığını unutma

Mehmet AYDIN
(Özgürlüğe Açılan Eller (Şiirler, 1971, s.31-32/ BAM, s. 11)

alsah_maydin_bozkiriaydinlatanmavi_arka.jpg


anasayfaya dön

anasiteye dön